5 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.07.2016

Sİssoylu: Son İmparatorluk - Mistborn: The Final Empire by Brandon Sanderson




Kitap Adı : Sissoylu: Son İmparatorluk (Sissoylu, #1)

Yazar Adı : Brandon Sanderson
Çevirmen : Can Sevinç
Orjinal Adı : Mistborn: The Final Empire (Mistborn, #1)
Tür : Epik Fantastik
Sayfa Sayısı : 528
Yayınevi : Akılçelen Kitaplar /2014
GR Puanı : 4.47 






Arka Kapak : Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.
Yenik düştü.
O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz İmparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.
Gecenin sahibi sisler.
Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.

Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar’ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut.

Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.


Selamlar :)
Bu yaz Brandon Sanderson okumaya artık başlamam gerektiğini düşünüyordum. Yazardan, kaleminden, fantazyalarından etkileneceğimi hissettiğim için de ilk işim alabildiğim kadar kitabını almaya gayret etmek oldu. Ama tabi kitaplar biraz iri yarı olduklarından okumaya çekiniyordum. En sonunda sevgili arkadaşım Kristal Kitap'ın desteğiyle giriştim okumaya. Keşke bu kadar beklemeseymişim diyorum şimdi. Böyle güzellikler bekletilmemeli arkadaşlar. Bir fantastik sever olarak size hiçbir şekilde okuduğunuza pişman olmayacağınızı garanti ediyorum. 


Konudan bahsetmeyeceğim. Çünkü ciddi ciddi anlatılmaz okunur kategorisinde yer alıyor. 

Okuduğuma pişman olmayacağıma emindim ama açıkçası bu derece etkilenmeyi beklemiyordum. Size önerim kitapla ilgili bilgi edinmeye çalışmayın. Kendiniz görün, kendiniz çözün, keşfedin, okudukça sevinin, üzülün, hayal kırıklığına uğrayın, içinizin yağlarını eritin. 


Brandon Sanderson harika bir yazar. İnsan zannediyor ki, bu kitabı okurken bir yerlerde sıkılırım, duraksarım, ara veririm filan. Ama hayır. Beni kendine bağlayan bir yazı stili vardı. Konu normal aksiyonsuz ilerlerken, fantazyasını tanıtırken filan ne bir klişeyle karşılaştım, ne de okuma tempom etkilendi. İlerledikçe merakım ivme kazandı, arttı da arttı. 

Kitabı bitirmem 1 haftamı aldı. Ama inanın zamanım olsaydı bu derece uzamazdı. 

Yazar size aksiyon tattırmak istediğinde o koca kitabın sayfalarının nasıl aktığına hayret edeceksiniz, inanın. Üzülün istediyse üzüleceksiniz, 'okura burada bir tebessüm lazım' dediyse tebessüm edeceksiniz. İçiniz ısınsın istediyse bu da olacak. Yani ne hissetmenizi istediyse hissedeceksiniz.

Bu da kitaba dair ufak bir sahne, ama okumayanın anlamlandırması pek olası değil tabii :) Merakınızı cezbetsin diye bu yayınıma ekleyeyim istedim :D


Ülkemizde Brandon Sanderson'u keşfedip, kitaplarının çevrilmesi için ön ayak olan kim varsa o kişi veya kişilere buradan sonsuz teşekkürlerimi yolluyorum. İyi ki varsınız, iyi ki bu işi yapmışsınız.

Çok uzun zamandır böylesine etkilendiğim bir kitap olmamıştı. Üzerimden silindir geçmiş gibi hissediyorum. Hala okuduklarımı hazmedemiyorum. İçimde bir yerler, 'olamaz' diye haykırmaya devam ediyor. 

Şu an devamını okumak için çıldırıyorum ama bir o kadar da korkuyor ve çekiniyorum. Bu korku ve çekincem tamamen kitabın kurgusundan kaynaklıdır, belirtmeden geçmeyeyim :)

Alıntılarımı eklemeden olmaz :D

Her ne kadar çoğu kişi genç adamların aptal olmasını beklese de ben fark ettim ki sadece birazcık yaş, bir adamı çocukken olduğundan çok daha fazla aptal edebiliyor.

O benden daha güçlü, diye kabul etti Kelsier Sorgucuyu temkinle izlerken. Ama güç her şey değil.

İnanç sadece güneşli günler ve iyi zamanlar için değildir, diye düşünüyorum ben. Eğer başarısızlığın ardından daona tutunmaya devam etmeyeceksen inanç nedir, iman nedir ki?

İşin sırrı aramayı hiç bırakmamakta. Her zaman bir sır daha vardır.

Eğer insanlar bir olayı güçlü duygularıyla ilişkilendirirlerse bunu daha iyi hatırlarlar.

Korku despotların aletidir. Ne yazık ki söz konusu olan şey dünyanın kaderi olduğu zaman, elinde hangi alet varsa onu kullanıyorsun.

Yalnız başınaysan, kimse sana ihanet edemez.

Eğer birilerinin sana yaklaşmasına izin verirsen, sadece sana ihanet ettikleri zaman daha çok acıyacak, diye fısıldar gibiydi Reen zihninin içinden.

Sevgiler :)

7.04.2016

Kralların Merhameti - The Grace of Kings by Ken Liu






Kitap Adı : Kralların Merhameti (Karahindiba Hanedanlığı, #1)

Yazar Adı : Ken Liu
Çevirmen : Can Erhan Kızmaz
Orjinal Adı : The Grace of Kings (The Dandelion Dynasty, #1)
Tür : Epik Fantastik
Sayfa Sayısı : 600
Yayınevi : İthaki Yayınları /2016
GR Puanı : 3.74






Arka Kapak : Nereden geldiğinizi bilmeden nereye gideceğinizi nasıl bilebilirsiniz? Ken Liu’nin geçmiş ve geleceği eşsizce harmanladığı, kendisini silkpunk türünün yaratıcısı yapan epik fantazi serisi Karahindiba Hanedanlığı’nın ilk kitabı Kralların Merhameti, türe yepyeni bir soluk getiriyor.
Göklerden gelen mekanik kanatlı bir adam, tiran İmparator Mapidéré’ye suikast düzenler. Orta halli bir ailenin hilebaz, serseri oğlu genç Kuni Garu ise bu olaya şahit olur. Hırslı Kuni Garu’nun hayatı, tanık olduğu bu etkileyici olayın da etkisiyle değişmekle kalmayacak, onu zorlu bir direnişe ve devrime götüren yolun ilk adımı olacaktır.
Görevden azledilmiş bir dükün korkusuz oğlu Mata Zyndu da ailesinin hakkı olan yeri almak ve tiranlığa karşı durmak için bu başkaldırıda Kuni Garu ile birlikte şekil değiştiren tanrılara, ipek dokumalı hava gemilerine ve büyük ordulara karşı savaşmaya hazırdır. Asıl mücadele ise savaştan sonra başlayacaktır…
Kralların Merhameti’nde yarattığı silkpunk alttürüyle epik fantaziye Doğulu bir yorum getiren Ken Liu’nin entrikalar ve efsanevi savaşlarla dolu tuhaf, kendine has dünya yaratımı heyecanlı bir yolculuğun kapılarını aralıyor.


Daha önce  CNR kitap alışverişi yazımda bahsetmiştim bu kitaptan biraz. Tavsiye üzerine aldığım kitaplardan biriydi. Eh, kitap İthaki Yayınları'ndan çıkmış ve bir de epik fantastik olunca aldığım gibi okumaya başladım.

Seride 3 kitap var. 2. kitap henüz yurtdışında da çıkmadı. Çıktığı zaman bizde burada çok beklemeyiz diye tahmin ediyorum. 

Kitap kapağında, kitabın Taht Oyunları kadar yoğun olduğu yazıyor. Kesinlikle çok doğru bir yönlendirme bu.

Kitabı bitirmem 1 ay sürdü. Ama ağır okumaya karar vermiştim. Zaten sayfa sayısı 600 ve puntoları küçük. Bir gün 1 bölüm, bir gün 50 sayfa giderek okudum. Çok fazla karakter var. Bir noktadan sonra biraraya geliyorlar ama bu biraraya gelme süreci uzun sürüyor. Bu sebeple ya kitabı çok seveceksiniz ya da 'nereden aldım bunu yaa?' diyeceksiniz :) 

Kitapta geçen isimler alıştığımız isimlerden farklı. Bu da ek bir dezavantaj okur için. Okuma akıcılığını biraz sekteye uğratıyor yani. 

Kuni Garu isimli bir karakterimiz var. Bu karakterin gençliğinden giriş yapmış yazar. Önce Kuni Garu'nun az çok nasıl bir adam olduğunu anlatıyor okura. Bu arada diğer karakterleri de araya sıkıştırıp size tanıtıyor. Karakterler yaş aldıkça olaylar gelişiyor. Kan, savaş, mitolojik tanrılar, fantastik varlıklar, zeka, strateji, hırs, arkadaşlık, az buçuk aşk karması ama daha çok savaş ağırlıklı bir roman. 

Kitapta post-it yapıştıracağınız, dikkatinizi çekecek çok fazla yer var. 1000 Kitap'a 11 alıntı eklemişim ben. En beğenileni ise şuydu:

"Efendim, ıslah olmuş bir adam doğuştan erdemli olan on adamdan değerlidir; zira günaha çağrının ne olduğunu bildiğinden, yolundan sapmamak için sonuna kadar mücadele edecektir."

Büyük bir hikayeye sağlam bir giriş, birazda gelişme izlenimi bıraktı bende kitap. Umarım kalitesi devam kitaplarında katlanarak artar. Zaten 2. kitabın ana konusuna dair ufak bir başlangıç yapmış yazar. 

Okumaya cesaret edeniniz olursa, umarım benim kadar keyif alır :)

Sevgiler :) 


1.02.2016

Ölüm Defteri - Death Note (Manga/Dizi/Film)




Yeni yıldan hepinize merhabalar sevgili okurlar :)

Uzun zamandır yayın paylaşmadım. Emin olun geçerli mazeretlerim vardı. 2 ayı geçkin bir süre boyunca elime kitap alamadım. Çalışmam gereken bir sınavım vardı. Ek olarak migrenim nüksedince bu süre biraz uzadı. Neyse ki bu sorunlar artık geçmişte kaldı.

Bu arada eski hızımda olmasa da okumaya tekrar başladım. Ama böyle size anlatılacak kadar beni etkileyen bir kitapla karşılaşmadım. Instagram hesabımdan neler okuduğumu paylaşıyorum, minik yorumlar yazıyorum ama beni blogumda yazmaya sürükleyecek bir şeyler okuyamadım henüz.

Bugün ki konumuz epey zamandır A'dan Z'e kurcaladığım manga serisi Ölüm Defteri.

Mangaları bitireli epey zaman oldu. Ama filmlerini ve dizisini de izleyip öyle yazmak istedim ve nihayet bitirdim :D

Ne olur ne olmaz diye ilk etapta serinin ilk 3 ya da 4 kitabını birlikte aldım. Sonra baktımki sürüklüyor, kalanını da edindim. Zaten çerez gibiler. Bir çırpıda bitiveriyorlar. Beni zorlayan tek kitap 13. yani son kitaptı.

Seri gayet ilgi çekici ve keyifli. Konusundan biraz bahsedeyim.

Elimizde çok zeki bir öğrencimiz var. Adı Yagami Light. Kendisi bir lise öğrencisi.

Günün birinde bir defter buluyor. Defterin içinde şöyle bir yazı var:


BU DEFTERE ADI YAZILANLAR ÖLÜR!

Tabii Light akıllı, mantıklı bir genç. Bu yazı ona bir şaka gibi gelir önce. Sonra bir deneme yapar ve gerçekten deftere adı yazılan kişinin öldüğünü görür. Durum böyle olunca, Light kendine bir görev edinir. Dünyayı suçlulardan temizlemeye karar verir. Durduk yere kalp krizinden ölen suçlu sayısı çoğalınca ne olmasını beklersiniz? Ölümler birilerinin dikkatini çeker. Ortada suçluları öldüren ve yöntemi keşfedilemeyen bir katil dolandığı için Dünya'nın en iyi dedektifi işi devralır.



Buradan sonra seri boyunca bir zeka savaşı sürmekte. Karşılıklı hamleler, tuzaklar, tahminler birbirini kovalıyor. Bir nevi satranç gibi :)

Şahsi fikrim şöyle; Seriden memnunum. 7. sayıdan sonra eski heyecanımı yitirdim fakat ilerlemeyi kesemedim. Çizimler güzel ama renkli olmasını tercih ederdim şahsen :D




13. sayının neden beni zorladığını da
söyleyeyim. Seri aslında 12. sayıyla sona eriyor. 13. sayıda ise yazar ve çizerle yapılan röportaj, serinin genel değerlendirmesi, karakter analizleri ve minik bir ek bölüm yer alıyor. Yazı puntosu küçük. Mangalar tersten okunduğu için (sayfalar bizim gibi sağdan sola değil, soldan sağa çevrilerek okunuyor) bazen gidişat karışabiliyor. Bazense zaten bildiğim şeyler tekrar anlatılıyor gibi geldi. Yazar ve çizerle olan röportaj çok keyifliydi. Bir yandan da anime uyarlamasını izliyordum.

Anime uyarlaması ara ara değişiklik gösterebiliyor. Fakat genel olarak aynı ilerliyor. Okumayı seviyorsanız mangalarına, izlemeyi seviyorsanız animesine bakmanız yeterli. Benim gibi hepsini yapmanıza gerek yok yani :D



Tabii bir de sinema uyarlaması var bu sevilen manga serisinin. 3 film mevcut.


Death Note, 2006 yılında 2 part halinde çekilmiş. Sonra ise L karakterine ait olan L: Change The World isimli film 2008'de izleycinin beğenisine sunulmuş. Death Note uyarlamaları fena değil, hatta görsel olarak çok hoşuma gitti ama orjinal kurguyla inanılmaz oynanmış. L: Change The World'ü diğer ikisinden çok daha fazla sevdim. Tabi bu filmde manga uyarlaması ama henüz Türkçe'ye çevrilmedi.



Burada da fragmanı var:


Bu seriye ait son yayın Aralık ayında satışa sunulan Death Note - Bir Başka Defter - Los Angeles BB Cinayetleri isimli kitap. O da elime geçmiş bulunuyor.

Yani Akılçelen Kitaplar yayınladıkça ben alıp okumaya devam edeceğim :)

Sevgiler :) 

3.08.2015

Her Gün - Every Day by David Levithan






Kitap Adı : Her Gün (Her Gün, #1)

Yazar Adı : David Levithan
Çevirmen : Derya İmer Aydınlık
Orjinal Adı : Every Day (Every Day, #1)
Tür : Genç - Yetişkin, Fantastik
Sayfa Sayısı : 336
Yayınevi : Pegasus Yayınları /2015
GR Puanı : 4.00 


Arka Kapak : Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza âşık.

Uyandım. Anında kim olduğumu anlamam gerekti. Mesele sadece bedenim de değil… gözlerimi açtığımda kolumun renginin açık mı koyu mu olduğu, saçımın uzun mu kısa mı olduğu, şişman mı zayıf mı olduğum, kız mı erkek mi olduğum, yara bere içinde mi yoksa pürüzsüz mü olduğum… Her sabah farklı bir bedende uyanıyorsanız, vücut en kolay alışılan şey. Kavraması güç olabilen ise bedenin önceden yaşamış olduğu hayat. Her gün başka biriyim. Ben, kendimim; kendim olduğumu biliyorum ama ayrıca başka biriyim de. Hep böyle olageldi.

"Yepyeni, eşsiz, komik ve canınızı acıtacak kadar dürüst. Levithan, insanın kendisi gibi hissedememesi ve nereye ait olduğunu bilememesine dair ikilemi müthiş bir şekilde kaleme almış. Bu kitabı okumakla kalmadım, âdeta içime çektim."
-Jodi Picoult, #1 New York Times çoksatan yazarı-

"Levithan, okuyucuları ele geçirecek, karşı konulmaz bir eser yaratmış… Her Gün, bir üslup denemesi ve hayal gücü deneyi…"
-Booklist-

A'nın arkadaşı yok. Ebeveyni yok. Ailesi yok. Mülkü yok. Evi bile yok. Çünkü her gün başka birinin bedeninde uyanıyor. Her sabah farklı bir yatak. Farklı bir oda. Farklı bir ev. Farklı bir hayat.

Rhiannon'la tanıştığı anda ona âşık olan A için, gece çöktüğünde her şey sona ermiştir. Çünkü hiçbir zaman bir insanın bedenine ikinci kez girememektedir. Ancak A, genç kızı aklından çıkaramayınca ve Rhiannon onun yaşama sebebi haline gelince her gün, farklı hayatlar yaşamış farklı bedenlerde ona geri dönmeye çalışacaktır. Bir de onu aşkına inandırmaya…

  Kitaba övgüler:

-New York Times çoksatanı
-School Library Journal, 2012'nin En İyi Gençlik Kitabı
-Kirkus Reviews, 2012'nin En İyi Gençlik Kitabı
-Booklist, 2012'nin En İyi Gençlik Kitabı
-Amazon, 2012'nin En İyi Kitabı
-Barnes & Noble, 2012'nin En İyi Kitabı
-2012 Cybils Genç Blogger'ların Edebiyat Ödülü Finalisti
-YALSA, 2013'ün En İyi Gençlik Kitapları Seçkisi
-Amerikan Kütüphaneler Birliği, 2013'ün En İyi Gençlik Kitabı
-2013 Lambda Edebiyat Ödülü Finalisti


"Yılın en yaratıcı gençlik romanlarından biri." 
-OUT Magazine-

"İçinden zekâ taşıyor. Levithan sadece ustaca şaşırtmacalarla değil; A'nın zorluklarla edindiği yalnızlık, kimlik ve sevgiye dair bilgeliklerle de elinden bırakamayacağınız bir roman kaleme almış. 'Sadece bir günlüğüne dahi olsa ben değil de sen olmak nasıl olurdu?' sorusunu cevaplayarak bir zorbaya bile empati öğretmesi mümkün." 
-Entertainment Weekly-

"Levithan'ın bilinçli, analitik üslubu, kurguyla bire bir örtüşüyor. Aşk, özlem ve insan doğasına dair derin düşünceleri A'nın yolculuğunda vücut buluyor. Okuyucular, yazarın şiirsel kelime oyunları ve ahenkli üslubuyla tazelenecekler. İnsanı büyüleyen, düşüncelere sevk eden ve sevginin fiziksel görünüşü ve cinsiyeti aştığını hatırlatan bir kitap." 
-Kirkus Reviews-

"Eşsiz olduğu kadar çekici bir roman… Gençler, A'nın ziyaret ettiği bedenler ve karşılaştığı ikilemlere dair düşüncelerini merakla okuyacaklar. Levithan aile içi dinamikleri, ilişkileri, önyargıları ve cinselliği cesurca ele almış." 
-VOYA-

"Levithan'ın empati yeteneğini gözler önüne serdiği gibi, mutluluk ve gerçek aşka dair iyimserlik dolu kısımlar keyifle okunuyor." 
-New York Times Book Review-

"Komik ve aşkın ta kendisi gibi… ihtişamlı bir kitap." 
-Los Angeles Times-

"Levithan bir edebiyat dehası. Üslubu müthiş… gerçekten kusursuz. A'nın sürekli değişen bir dünyada aşkı sonsuz kılma yolculuğuna herkes tanık olmalı." 
-Romantic Times-

"Öykünün her adımı okurlara gerçek gelecek ve güçlü duygular hissettirecek. Özellikle de aşkın doğasına dair konuşturacağı kesin..." 
-School Library Journal-

"Levithan okuyucuları ele geçirecek, karşı konulamaz bir eser yaratmış… Her Gün, bir üslup denemesi, hayal gücü deneyi ve okurların başka birinin, tam olarak A'nın hayatını ziyaret etmeleri için kaçırılmaması gereken bir fırsat." -Booklist-

"Yüreğinizi burkacak en harika aşk hikâyesi; yüreğinizi burkacak (ve iyileştirecek) en muhteşem hayat hikâyesi." -Lauren Myracle, New York Times çoksatan yazarı-

"Bir yuvaya ve sevgiye ki ikisi de aynı şeydir asla erişemeden, her gün başka biri olan, sonsuza dek bir kısır döngüye hapsolmuş 'A' da Uçan Hollandalı ve diğer lanetlenmiş gezginler arasında yerini alıyor. Bir avarenin gezi günlüğü gibi başlayan bu sürükleyici kitap, uzanıp empatiye kollarını doluyor ve felsefeyle çınlayan bir romana dönüşüyor." 
-Virginia Euwer Wolff, National Book Award ödüllü yazar-

"Levithan'ın sıradışı hikâyesi, gençleri, ruhun özünün değişmezliğini düşünmeye sevk edecek. A, on altı yıl boyunca ziyaret ettiği binlerce yaşamdan edindiği bilgelikle inanç, aşk, rüyalar ve ölümden bahsediyor ve insanların birbirinden aslında hiç de farklı olmadığını bizzat kanıtlıyor." 
-Shelf Awareness-


Yaa, işte durum böyle :)

Bir çok övgü almış ve bir çok yerde ödül kazanmış bir kitap bugünkü konumuz... 


Kitapla ilgili konuşmak yersiz geliyor. Neresinden anlatılır, anlatılabilir mi? Basit bir gençlik aşkı dozunda başlayan bir hikaye ama sizi öyle yerlere sürüklüyor ki...

Epey hüzünlü bir kitap. Finaliyle de tüylerimi diken diken etti, ağlamadım ama ağlamama ramak kalmıştı kesinlikle...

Yazar her soruna ince ince dokunup, ustaca işlemiş. Zaten çok akıcı ve yazarın öyle güzel nokta atışları var ki, kitapta işaretli bir sürü yerim var. Kitapla ilgili gerçekten bir şey söylemeye gerek yok. Okuyun ve kendiniz görün. Ben kitabın sonuna kadar arkasındayım!

Bu yazıda alıntılarımı paylaşmak istiyorum sizlerle... 

İnsanlar hakkında birçok şeyi, anlattıkları hikâyelerden öğrenmek mümkün ama onları tanımak için şarkılara eşlik etme şekillerine, pencereleri açık mı kapalı mı tuttuklarına, haritaya göre mi dünyaya göre mi yaşadıklarına, okyanusun çekimini hissedip hissetmediklerine de bakılabilir. (Syf.18)


"...Pencereden dışarı bakmak yerine pencerenin öbür tarafında olmak güzel..." (Syf.19)


Devasa bir şey tecrübe ettiğinizde nereye bakarsanız o oradadır ve dediğiniz her kelime olmak ister. (Syf.36)


Nezaket, kim olduğunuzla ilişkilidir, kibarlık ise nasıl görünmek istediğinizle. (Syf.60)


Sanki, birini sevdiğinde sebebin oluyorlar. (Syf.73)


İstediğinizi elde edemediğinizde zalimleşebiliyorsunuz. (Syf.189)


Kendi gerçeğinizin sınırları içinde yaşamak istediğinizde başlarda acı veren ama en sonunda rahatlatan keşfetme sürecinden geçmeniz gerekir. (Syf.257)


Bu kitaba dair şöyle bir tavsiye verebilirim. Eğer John Green okudunuz ve kalemini sevdiniz ise David Levithan'ı kesinlikle okuma listenizin baş köşesine ekleyin!

Search

Gelenimiz Gidenimiz :)

İzleyİcİler

Neler okuyorum?

Her Gün
Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler
Middlesex


Angel's books's favorite books »

2022 Reading Challenge

2022 Reading Challenge
angelsbooks has read 2 books toward her goal of 100 books.
hide

Angel's books's bookshelf: read

Yakıcı Sır
Korku
Kimi Seçtiğine Dikkat Et!
Kime Dokunduğuna Dikkat Et!
Kalpsiz
Barbarlar Şehri


Angel's books's favorite books »
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Popüler Yayınlar

Bumerang - Yazarkafe